Yaratık ne zevk aldı?

 

 

Pertev Bey’in Belediye binası altındaki bürosuna uğramıştım. Çaylarımızı içerken Feridun Bey çıkageldi. Bizlerden yaşlı olduğu için hemen ayağa kalktık. Oturmak istediği yeri beğenisine bıraktık. Koltuğa yerleşti. Numaralı gözlüğünün altından gözlerinin ışıltısını hissediyorduk. Neşeli idi. Pamuk tarlasından iyi haberler aldığını nakletti. Pamukların çekirdekten çıkışı ve toprak üzerindeki görüntüsü iyi imiş.

Konuşmalar daha ziyade Pertev Bey ile arasında geçiyordu. Ben dinlemede ve izlemede idim. Feridun Bey hakkında şehir kulübünde önceden bilgiler edinmiştim. Lise tahsilini Fransa’da yapmış. Tarihi ve siyasi kişiliği olan Eşref Kuşcubaşı’nın oğlu imiş. Babanın Salihli’de yaşadığı yıllar, Milli Mücadele’de, Çerkez Etem ile ilişkiler sonrasında yurt dışına kaçış, tarih ışığı altında bazen olumsuz bazen de olumlu yönlerini dinlerdik bilgiç kişilerden.

Belirli bir zamana kadar lise mezunları askerliklerini yedek subay olarak yapmalarına rağmen, Feridun Bey babasının siyasi durumu nedeniyle subay değil , er olarak Tefenni Askerlik fiubesi’nde tamamlamış. Subay olarak askerlik yaptırmadıklarından dolayı hiç şikayetçi olmamış. Ama Tefenni’de yaşadığı yıllardaki güzel anılarını anlatırdı. Hele alkol almışsa, anılarını zevkle anlatır izleyen ve dinleyenleri gülmekten kırar geçirirdi.

Pertev Bey,

-  Ağabey, pamukların anlattığına göre çıkışı iyi imiş, yüzümüz gülecek inşallah. Sen bize, Söke’ye traktörü ilk getirdiğin yıllarda yaşadıkların vardı onları anlatır mısın ?

-  fiimdi gereği var mı bu olayın ?

-  Anlat, anlat ağabey. Savcı Bey öğrensin bunları.

Feridun Bey cebinden sigarasını çıkardı. Yaktı. Benim kahvemi söyle öyleyse dedi, devamla

-  Fransa’dan dönerken, tahsil yaptığım yıllarda evlerinde kaldığım çiftliğin sahibinden babamın gönderdiği para ile kullanılmış, ekipmanları dahil bir traktör satın almıştım. Traktörü kullanacak olan da çiftlik sahibinin yanında çalışan Fransız işçilerden birisi idi. Onunla da pazarlık yapmıştım. Söke’ye geldiğimizde benim istediğim bir Türk işçiyi traktörün kullanmasını, bakımını öğretecekti.

Ben vapurla önceden gelmiştim. Aylarca traktörün ve Fransız işçinin gelişini bekledik. Ancak dört ay sonra gelebildi. Traktörün geldiği gün tüm Sökeliler istasyonda idiler. Nasıl bir cihaz acaba diyorlardı. Öküzlerin ve mandaların çift sürme işini otomobil, kamyon gibi bir araç tarlada nasıl çift sürecekdiye merak ediyorlardı. Söke’ye geldiğimde Fransa’da yaşadıklarımı ve tarlada tarımın hangi araçlarla yapıldığını sohbet olarak anlatmıştım. O günlerde anlattıklarımı inanmamışlardı. Sökelilerin merakı bundan kaynaklanıyordu.

Güçlükle indirdik traktörü kara tren vagonundan. Traktörü kullanacak olan da traktörle birlikte gelmişti. Yanında çocuğunu da getirmiş. Fransa’daki çiftlik yaşamımızda benden biraz çat pat Türkçe öğrenmişlerdi yanımızda.

Meraklı bakışlarla traktör ve ekipmanlarını güçlükle istasyonda indirdik ve bir kamyon üzerinde tarlamıza götürmüştük. Sökelilerde büyük bir merak vardı. Alkışlandık bile.

Fransız traktör sürücüsü Mişel benim yanımda çalışan becerikli bir işçiyi traktör ile çift sürmeyi  ve kullanmasını öğretmek için çok uğraş verdi.

Günün birinde tarla nadası yapıyorduk. Tarla kenarındaki ağaç altında  Fransız baba- oğul ile oturuyor, ayni zamanda traktörün çalışmasını gözlerimizle takip ediyorduk. Bizim acemi traktör sürücüsü İbrahim’e söylemiştik. Çizdiğimiz sınıra kadar bugün nadas yapılacak diye.

Mişel’in dikkatini çekmiş. Pulluk gerisinden çıkan toprak tozundan pulluk ayarının bozulduğunu. Oğlunu çağırdı. Ayar yapılacak yeri tarif etti. Traktörün yanına giderek İbrahim’e söylemesini ve düzeltmesini istedi.

Bizim traktör sürücüsü İbrahim, iki kez daha gidip geldi çocuk yanına yaklaşıncaya kadar. Biz uzaktan takip ediyoruz. Çocuk ellerini kaldırdı ve durdurdu. Bizleri işaret ederek verilen görevin yerine getirilmesini istedi. Bizim sürücü, işi erken bitirmek için pulluğun ayarını bozmuş. yirmi santim derinlikten toprak aktaracakken beş santimden toprak aktarma işlemine girişmiş. Bu hali ile traktör daha hızlı gidip geliyormuş, amacı işi erken bitirmek.  

Çocuktan emir almaktan rahatsız olan bizim İbrahim,

“ Senin ananı ( s.. k ) ederim defol başımdan.” demiş. Çocuk koşarak ve korkarak geri geldi. Soluk soluğa babasına, başından geçenleri anlattı ve Fransızca konuşarak,

“Baba bu adam deli. Ananı ( s..k )  dedi. Buradan Fransa’ya sonra da bizim kasabaya nasıl gidecek. Bizim evin nerede olduğunu da bilmiyor. Hadi buldu diyelim. Annemi tanımıyor. Dediğini annem izin verecek mi bu deliyi kovalım buradan” dedi

Feridun Bey Fransa’daki ve sonrasındaki yaşam öyküsünü anlatırken, başka gelenlerde olmuştu. Kalabalık bir dost topluluğu oluşmuştu. Pertev Beyin bürosunda bu anlatımları duyunca hep beraber gülüştük.

Kendimizi sorgulamak gereğini hissettik. Küfürleri sıradan bir konuşma içinde rahatça söyleyebiliyoruz. Nereye ulaşır, iyi mi kötü mü diye sorgulamadan. Muhakeme edebilirsek, hatamızı anlarız belki de. Ufkumuz mu geniş değil, bilgi dağarcığımız mı zengin değil, bildiğimiz kelime sayısı mı az? Uzun boylu düşünmemiz gerekmez mi ?

İzin isteyerek ayrıldık bürodan. Başımız öne eğik çıktık dışarıya. Fransız çocuktan ders alacağımız pek çok sorun var olduğunu görmüştük.

* Devam edecek