• BIST 107.212
  • Altın 151,535
  • Dolar 3,6828
  • Euro 4,3280
  • Aydın 24 °C
  • İzmir 25 °C
  • Büyükşehir ile sahiller pırıl pırıl
  • KİMLİKLERİNİ AÇIKLA HAŞMET
  • CHP'li BELEDİYELER SUÇLUYSA...
  • Büyükşehir ile sahiller pırıl pırıl
  • KİMLİKLERİNİ AÇIKLA HAŞMET
  • CHP'li BELEDİYELER SUÇLUYSA...

KIRILMA NOKTASINDA AĞIR AĞIR YÜRÜYORUZ

FARUK HAKSAL


Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve temel düzeni sistemli bir saldırı altındadır.
Bir devrimle kurulan “Milli Devlet”in omurgası sarsılmaktadır.
Devlet’in üzerine inşa edildiği temel değer ve ilkeler çatırdamakta ve karşılaştığı saldırı ile eşdeğer bir biçimde esnemektedir…
Ancak bu gelişmeye koşut olarak yaşanmakta olan süreç içinde oluşan toplumsal direnç, giderek halk kitlelerine yayılmakta ve ağır ağır güçlenmektedir.
Ülke bir dönüm noktasına gelmiştir.
Sözünü ettiğimiz direnç yeterli bir güce ulaşarak kendisine yönelen saldırıyı ya defedecek… Ya da ülke, kendisini savunma becerisine ulaşamayarak ve ülkeyi saldırının aktörlerine teslim edecektir.
Bu bir kırılma noktasıdır. Ciddidir ve vahim sonuçlara gebedir.
Bağımsızlık Savaşımız sonrasında kurulan Devlet, o günün koşullarında “yukarıdan aşağıya” oluşan devrimci bir atılımla yapılanmıştı.
Devlet’i inşa eden yönetici kadro, kazanılan savaşın rüzgârın arkasına almış, halkın güvenini kazanmış ve tüm Devlet erklerini elinde toplamış olan yetenekli bir kurmay ekipten oluşuyordu…
Aydınlık kafalıydılar.
Kurmay zeka ve tecrübesine sahiptiler.
Liderlik yeteneği ile bezenmiştiler.
Devrimci bir ruha sahiptiler.
Ve öldükleri zaman arkalarında han hamam bırakmayacak kadar özverili ve sade bir yaşamın içinden geliyordular.
Tek dertleri ülkeleriydi: Bağımsız, aydınlık, laik ve demokratik bir hukuk devleti!..
Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, ülkelerine olan bağlılıkları aşk derecesine yükselmiş erdemli, yetenekli ve becerikli bir kadroydular.
Ve başardılar…
Ancak… Ve şimdi… Onlar tarih sahnesinden çekilip gittikten sonra ülkenin sürüklendiği mecra herkesin malumudur.
İşte bugünün temel meselesi, herkesin malumu olan bu çukurdan nasıl çıkılacağı, bağımsız, laik ve aydınlık Türkiye’ye yönelen saldırıların [bugünün koşullarında] nasıl defedileceğidir.
Halk, kendiliğinden olaşan bir refleksle toplumsal bir direncin içindedir.
Sorun bu direncin, örgütlü bir güce nasıl dönüştürüleceği noktasındadır.
Demokrasinin olanakları, sözünü ettiğimiz bu yeniden toparlanma yürüyüşüne ve halkın gerçek egemenliğini yeniden tesis ederek iktidar olma imkânına açıktır.
Tüm mesele, sistem ile kişisel çıkar bağı kurmamış olan aydınları, birilerinin arka bahçesi olma yoluna girmemiş demokratik kitle örgütlerini ve geniş halk kitlelerini ülkenin toplumsal çıkarı paydasında bir araya getirmektir.
Sözünü ettiğimiz siyasi nitelikte bir örgütlenmedir.
Bu noktada verilecek karar belirleyici olacaktır.
Sözünü ettiğimiz bu birleşme potansiyeli, yeni modeller arayarak enerjisini heder etmemeli; tam aksine, var olan örgütlere katılarak onları canlandırmalı, onlara can suyu oluşturmalıdır.
Parçalanmak çok basit ve kolaydır.
Ama o parçaları birleştirmek oldukça zordur.
Örgütlerin birleşme çabaları içinde ortaya çıkan zorluklardan bir tanesi de, siyasetçilerin halen içine kuruldukları koltuk [ ya da sandalye] sayısının azalacağı gerçeğidir.
İçinde bulunduğumuz kavşaktaki temel sorun, var olan potansiyeli kurmay zekası ve tecrübe birikimi ile yaratıcı bir biçimde yapılandırmak ve sonra da kullanmaktır…
Bu iş, ya başarılacak ve zafere ulaşılacaktır…
Ya da başarılamayacak ve bu ülkeye gerçekten yazık olacaktır.
Üçüncü bir seçeneği gören, bilen ya da düşünen varsa, beri gelsin… Anlatsın da hep birlikte öğrenelim.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1995 Gerçek Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 256 513 25 27 | Faks : 0256 513 08 46 | Haber Scripti: CM Bilişim