• BIST 85.648
  • Altın 230,412
  • Dolar 6,0697
  • Euro 6,9157
  • Aydın 28 °C
  • İzmir 29 °C
  • FARKLI YÖRELER ŞENLİK HAVASI ESTİRDİ
  • MAKİNE PARKINA 6 MİLYONLUK YATIRIM
  • YOLLAR HASAT MEVSİMİNE HAZIRLANDI
  • FARKLI YÖRELER ŞENLİK HAVASI ESTİRDİ
  • MAKİNE PARKINA 6 MİLYONLUK YATIRIM
  • YOLLAR HASAT MEVSİMİNE HAZIRLANDI

HANGİ SAVAŞ CİNAYETTİR?

FARUK HAKSAL

 

Boyalısı, boyasızı; camlısı, yazılısı tüm medyanın en önemli konusu savaş…

ABD ve AB ülkelerinin çıkarları doğrultusunda ustaca devşirilmiş düşünceler sap ile samanı birbirine karıştırmakta, halkın kafasını süslü bir bulamaç haline getirmeyi görev bellemekteler…

Gelin birlikte bir sadeleştirme yapalım.

Bizce sorulması gereken ilk soru şudur:

- Savaş nedir ve ne zaman yapılır?

Savaş, bir yurdun savunulması aracıdır.

Ve ancak ülkenin sınırlarının, bütünlüğünün ve en temel çıkarlarının bir saldırıya uğraması durumunda başvurabilecek topyekûn girişilecek bir dövüştür…

Savaş iki türlüdür?

1.- Saldırgan savaş.

2.- Vatan savunması…

Saldırgan savaş, öteki ülkelerin ve halkların aşında gözü olan emperyalist devletlerin [ve güçlerin] siyaseti içinde yer alır.

Satın alarak, devşirerek ve güderek hedeflediği noktaya ulaşamayan saldırgan devlet sonunda silaha sarılır. Önce taşeronlarını piyasaya sürer, sonra en sonunda hiçbir yararlı sonuç elde edemediğinde kendisi işe karışır ve edeceğini eder.

İkinci tür savaşın tarihimiz içindeki en yakın örneği, İstiklal [yani bağımsızlık] Savaşımızdır.

İşgal edilmiş bir vatanı kurtarmak için, emperyalist devletler ve bunlar tarafından satın alınmış bir yönetim kadrosu ve medya gücüne karşı girişilmiş bir topyekûn kurtuluş savaşıdır bu…

Yakın tarihte Libya bu nitelikte bir savaşa girmiş, kaybetmiştir.

Irak ABD’nin büyük askeri gücüne karşı yıllarca göğüs göğse dövüşmüş, yenilmiş, yenmiş… Yılmamış, pes etmemiş, beyaz bayrağı eline almamış yine dövüşmüş ve bu günlere ulaşmıştır. Afganistan için için yanmaktadır. Vietnam koskoca ABD ordusunu bozguna uğratmış, vatan savunmasının nasıl yapılacağı konusunda İstiklal Savaşımızdan sonra tarihçilere şanlı bir sayfa daha yazdırmıştır.

Bir ülkenin savaşa girmesi demek, insanlarını ateş altına sürmesi demektir.

Bir ulusun fertlerini ateş altına sürmek için o ulusun tümüyle yok olma riski altında kalması gerekir…

Bakın Türkiye’nin en büyük kumandanı Mustafa Kemal Atatürk, zaferle sonlanan Büyük Taarruz sonrasında savaş hakkında neler söylüyor:

- Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Hakiki düşüncem şudur: Ulusu savaşa götürünce vicdan azabı duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı, “ölmeyeceğiz” diye savaşa girebiliriz. Ancak, ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir.

Evet…

Ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir!..

Bu sözler ömrü savaş meydanlarında geçmiş o büyük kumandana aittir.

Ve doğal olarak bu sözler, yaşamı el bebek/gül bebek geçmiş entel/dantel bir savaş kışkırtıcısının sözlerinden çok farklıdır.

Savaşın o korkunç çehresi tüm hayatı boyunca en dramatik bir biçimde yaşamış bir koca insanın düşünceleridir bunlar.

İnsanları ticari bir meta olarak gören, kurguladıkları çıkar odaklı düzende bir müşteri konumuna indirgeyen ve savaşı da bu türden çıkarların doğrultusunda girişilen keyifli bir satranç oyunu soğukkanlılığı ile değerlendiren kişilerin elinde, eğer, bir ülkeyi savaşa sokma yetkisi oluşmuşsa, o ülke Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği o korkunç cinayeti işleyebilirler…

Bugünün koşullarında emperyalist savaşın uzantısı olmaya direnmek gerçek bir vatan savunması niteliğindedir.

Yaşadığımız kargaşa ortamında bizce üzerinde en çok durulması gereken nokta budur.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1995 Gerçek Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 736 54 81 | Faks : 0 532 736 54 81 | Haber Scripti: CM Bilişim