Adam

Ben diye başlıyor söze.

 

Ben çok bilgili, çok kültürlü bir adamım.

 

Ülkeme yararlı olmak istiyorum.

 

Ben hem sosyal hem de demokrat bir adamım.

 

Ben paylaşımdan da yana bir adamım.

 

Benim bilgimden yararlanmak istiyorlar.

 

Zaman zaman boyalı ekrana çıkıp ta ahkam keserken, o bilgiç tavrıyla  hemen ilk sözü HAYIR’dı. Karşındaki konuşmasına fırsat vermezdi.

 

Ben her şeyi biliyorum. Her şeye hakimim.

 

Bana telefon ettiler, mebus olmak için davet aldım.

 

Bu ara çok meraklı birisi her nasılsa evine ulaşmaya çalışır. Ulaşırda.

 

Evde muhterem kişi yoktur. Ama eşi vardır. Eşi ile telefonda hasbihalleştikten sonra eşi; “Bizim mali sorunlarımız vardı. Hepsini çözdük” deyiverir.

 

Ben her şeyi düşünür bilirim diyen çok bilmiş  adamcağız. Teklife hayır diyemez..

 

Sosyal ve demokratlığını unutup, en liberal partiye kayıverir.

 

Bundan sonra Küresel ekonominin taşeronluğunu yapan bir partide mebus olmak için.

 

Adamcağız……!!!

 

***

 

Adam iki dönem bir partide mebus olmak için aday oldu.

 

Hem sosyal hem de demokrattı. Öyle söylüyordu. Ne yazık ki mebus olamadı.

 

Adam, amacına ulaşamadı.

 

“Benim siyasi deneyimim boşa gidecek. Ben bir yerlere baş olmalıyım. Yoksa yok olup gideceğim. Bir yerlere gelmeliyim” Diyordu.

 

O herkeslere el ense çeken, pehlivan gibi davranan iri kıyım birisi parti kurdu.

 

Adam “Bana telefon geldi. Beni genel başkan yardımcısı yapacaklar. Ben, bu yeni kurulan  partide  Sosyal ve demokrat düşünceyi anlatacağım” diyerek partisinden ayrılır.

 

Yeni partisinde genel başkan yardımcısı olur.

 

Adam partinin genel kurulunda sosyal ve demokrat düşünceyi anlatmaya kalkışınca oradaki delegeler “Bu ne diyor” diye bağırmaya başlarlar, bizim yeni partili, konuşmasını sürdürmeye çalışır. Salon karışır. Plastik sandalyeler havada uçuşur. Genel başkan yardımcılığı da kısa sürer.

 

Adamcağız sosyal ve demokrat düşünceyi anlatamaz. Bir daha geri de dönemez. O, siyasi birikimiyle yaşamaya devam etmektedir.

 

Adamcağız…....!!!!!

 

***

 

Adam  ikinci dönemde belediye başkanlığı yapmaktadır.

 

Öyle büyük şehirlerde değil. Bildiğimiz küçük Anadolu kasabalarının birinde.

 

Yöresini kalkındırmak için var gücü ile çalışan birisi.

 

Kıraç Anadolu toprağını verimli vişne ve kiraz bahçelerine dönüştüren bir başkan.

 

Beldeyi bir düzene sokayım, bir çarşı oluşturayım düşüncesiyle 20 kadar dükkan yapmak ister.

 

Oğlu bir gün “Baba  yaptıracağın dükkanlardan birisi benim olsun mu?” diye sorar.

 

Başkan babası, oğluna “Oğlum hele bir bitirelim de. Düşünürüz” der.

 

Temeller atılır, duvarlar örülmeye başlar. Dükkanların yavaş yavaş yeri belli olmaya başlar.

 

Oğlu unutmaz. Tekrar sorar. “Baba bu dükkanlardan hangisi benim” der.

 

Başkan baba “Dükkanlar bir bitsinde. Ondan sonra” diyerek işi zamana bırakır.

 

Çarşı oluşmuş. Dükkanlar kura ile hak sahiplerine dağıtılmaya başlar.

 

Oğlu tekrar sorar.

 

Başkan baba oğluna birazda kızarak.

 

“Bana bak oğlum. Burası küçük bir kasaba. Şimdi anlamıyorsun. Ama ileride anlarsın. Bu dükkanlardan birisini sana verirsem, milletin ağzına sakız oluruz. Ve gelecek seçimi kaybederiz.

 

Bu yapılan dükkanların tam karşısında Deden’den kalma bir arsamız var. Bende yardımcı olayım. Oraya dükkanını yap” der.

 

Baba-Oğul arasındaki sorun tatlılıkla çözülür.

 

Siyaset zor zanaat.

 

Siyasette adam olmak kolay değil.

 

Saygılarımla.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar