MEHMET CEMİL AĞIRBAŞER
“ALİ FIRAT ÖZBULAT, BU KALEM KİMİN?”
Ali Fırat Özbulat:
Bu yazı haber değil, yorum değil.
Kokusu uzaktan gelen bir metin.
“Rant kavgası” diyorsun…
Ama ortada rantın kanıtı yok.
İma var, algı var, hazır kalıp cümleler var.
Özlem Çerçioğlu “dur dedi”, Ömer Günel “kontrolden çıktı”…
Bu ne şimdi?
Biri kahraman, biri hedef tahtası.
Ortada veri yok… ama hüküm var.
Bu gazetecilik değil. Bu, rol dağıtımı.
“Psikolojisi bozuldu”, “kızgın boğa gibi saldırdı”…
Bunlar haber dili mi?
Yoksa birilerine alan açan, birilerini itibarsızlaştıran bir kurgu mu?
Asıl soru şu, Özbulat:
Bu cümleler gerçekten senin mi?
Yoksa sana uzatılan bir metni mi yayımlıyorsun?
Çünkü ortada araştırma yok, belge yok ama bir merkezin dili var.
Gazetecilik nedir?
Güce mesafe koymaktır, soru sormaktır.
Ama bu metinde mesafe yok, soru yok.
Sadece yön var.
“Savcılık söyledi” diyorsun.
Güzel.
O zaman yargı konuşur, mahkeme karar verir.
Gazeteci hüküm dağıtma.
Ve en kritik nokta:
Herkesi “rantçı” ilân eden bu dil,
gerçek rant düzenlerini gizler.
Çünkü bu kadar bulanık bir anlatımda
gerçek kaybolur…
Algı kalır.
Ali Fırat Özbulat
Bu kalem ya gerçeğin peşinden gider ya da birilerinin önünden.
Ortası yok.