BAŞKA YOLU YOK

…

FARUK HAKSAL

Bu ülkede siyasetin hangi “araç”lar kullanılarak yapıldığını ibretle seyrediyoruz.

Utançla izliyoruz.

Bir yanda düzmece belgeler, öte yanda montaj olduğu konusunda çok ciddi belirtiler olduğu bilirkişi raporları ile ortaya çıkan metinler, sonradan doldurulduğu ve çeşitli eklemelerin ürünü olduğu uzmanlarca belirlenen CD’ler, kasetler, kameralar ve PKK itirafçısı “gizli” tanıklar…

Bütün bu araçların kullanılarak Türkiye’nin götürülmek istendiği bir yer var…

Gelin o yeri tarif edelim ve üzerinde birazcık düşünelim:

Türkiye’de bir “karşı devrim” süreci yaşandığı, aklı başında herkes tarafından kabul gören bir gerçek.

Peki… Karşı devrim olgusu, neyin ve hangi ilkelerin karşısında yer almaktadır?

Karşı devrim, adı  üstünde, bir devrimin karşıtı olarak hayata geçirilmek durumundadır.

Ülkemiz açısından hedef alınan odak, Atatürk ilkeleridir, aydınlık düşüncedir, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin temel esaslarıdır.

Bu nedenle, “laiklik karşıtı eylemlerin odağı”na yerleşilip, iş bitirilmeye çalışılmaktadır…

Kullanılan tüm bu araçlarla varılmak istenen iskele, Ortadoğu’da emperyalizmin ileri bir karakolu olarak hizmet gören ve taşeron usulü ile sürdürülen bir “yeniden yapılanma”dır… Ve işte bunun için kendilerine “yenilikçi” yakıştırmasını uygun görmüşlerdir.

Bu süreç içinde sevindirici olan nokta ise; emperyalizmin, yurt içinde yıllardır kullandığı güçlerindeki silkinme, kendi ile hesaplaşma ve arınma ve bilinçlenme süreçlerinin hızla gelişmekte olmasıdır.

Artık Amerikan emperyalizmine karşı gösterilen tepkiler, eskisi kadar yalnız değildir…

Milliyetçi Hareket Partisi’nin lideri, “bütün bu tertiplerin arkasında Türkiye’yi şekillendirmek isteyen dış güçlerin parmağı vardır,” diyebilmektedir…

Artık ülkücü  gençler, gerçek ülkünün, bu dış güçlere karşı vatanın savunulması olduğunun… Ve bu gerekliliğin yerine getirilmesi için ise, birleşmenin, giderek gelişen halkalar halinde yeniden birleşerek, örgütlenmenin değerini, anlamını ve öneminin farkındadırlar…

Nasıl ki, Ege’ye asker çıkartan Yunan Ordusu, Anadolu’daki kuvayı milliye güçlerinin birleşerek daha hızla örgütlenmelerinin bir nedenini oluşturmuşsa… İçinde yaşamakta olduğum süreçte de emperyalizmin ve onun ülke içindeki işbirlikçilerinin, eylem ve işlemlerini, daha açık bir pervasızlıkla ortaya koymakta olması aynı benzer etkiyi doğurmuş bulunmaktadır…

Hedef belirginleştikçe mücadele ivme kazanmakta ve gerçeğin kavranmasına katkıda bulunmaktadır.

Bu pencereden baktığımız zaman ise görünen şey, sahnelenen bütün bu çirkinliklerin orta yerinde birleşme, bütünleşme ve bilinçlenme sürecinin filizleniyor ve hızla yaygınlaşmakta olduğu gerçeğidir…

İnsanlarımız her geçen gün siyasetin, bu ülkenin çıkarları ve bu “vatan”ın selameti için oluşturulması gereken bir tartışma ortamı ve bu ortam içinde gelişen demokratik bir yarışın ürünü olması gerektiğini anlamaktadırlar.

Siyaset, Devletin “denize”  benzetilen malını arsızca kapışmak için yapılan bir kör/dövüşü değildir.

Siyasi mücadele, “Kırk Harami” çetesinin yüksek teknoloji ile buluşarak bu ülkenin bağrına saplamaya çalıştığı hançerin adı değildir.

Halk, elinde tuttuğu asayı, masanın üzerine ciddiyetle vurma noktasına gelmiştir…

Yakın bir gelecekte önüne konacak olan sandığa asasıyla dokunacak ve “birileri”ni çöp sepetine doldururken, vatanın savunulması uğrunda kendilerini heder eden aydınlık düşünceli insanları baş tacı edecektir...

Bu hendeği sağ  salim atlamanın başka bir yolu ve yöntemi yoktur.

Önceki ve Sonraki Yazılar