E. TURGUT TEKİN

E. TURGUT TEKİN

Bir yıkımın acı öyküsü 8

 

(Köy Enstitüleri Düşürülürken)

* Önceki sayıdan devam

korktuğumdan değildi. Tam onbeş gün sonra şöyle bir yanıt geldi:

"Müfettiş görüşü her ne olursa olsun, senin çalışmalarına, başarılarına, okuma alışkanlığına, kendini yetiştirme çaba ve gayretlerine bir ölçü değildir. Köyde seni değerlendiren de, yargılayan da vicdanın olmalıdır. Böyle bir eseri edinip okuduğun için seni kutlar, başarılar diler, raporun içinde ayrıca teşekkür ederim" (İmza İl Milli Eğitim Müdürü/Ve İl Valisi)

Vali ve müdür, benim görevimi ancak "Vicdanımın denetleyebileceğini" söylüyorlardı. Gerçekten de köyde öğretmenleri çalışırken vicdanlarıyla başbaşa bırakmışızdır. Vicdani bir görev olan öğretmenlik kutsal bir görevdir. Hele bunun içinde yetişmeleri size tevdi edilmiş milyonlarca çocuk olursa, ki bu çocukların hepsi bizim ve ülkemizin gelecekleridirler. Vatanı düşmana karşı onlar savunup koruyacaklar. Bizleri mezara onlar götüreceklerdir. Bunların çok iyi yetişmesi gerekir. Eğer öğretmen köyde, böyle kalbur üstü sözlerle suçlanır ve yara alırsa, ondan ne beklenir? Köyde ve kasabada, politikacılık yapan cahil bir kişinin anlamsız ve iftiralı sözleri ile sürdürülen çok öğretmen gördüm. Böyle kişiler dün olduğu gibi bugünde vardır, yarında olacaklardır.

Bizler yetişmedik, ama öğretmenlik yaparken bizden önceki ağabeylerimiz anlatırlardı. Yapay bir demokrasinin ülkeye armağanı olan DP, Atatürk'ün köylüye en büyük armağanı olan Köy Enstitülerini kapatmakla kalmadı, oradan yetişmiş binlerce öğretmeni de adım adım takip etti. İnönü'nün, "En büyük eserim" dediği bu kurumları, öyle acımasızca yok etti. Halkın yüzde seksenine tanınan bu hakkı tarihe gömdüler. Aslında köylüden yana görünenlerin ve oylarının çoğunu, "Yeter artık söz milletin:" sloganı ile köylüden alanların bu kurumları kapatmakla köylüye ne büyük ölçüde kötülük ettiklerini kendileri bile bilmiyordu. Benim çocukluğumda, yani ilkokulu okuduğum 1950'lili yıllarda, bizim Posof'ta on köyde okul yoktu. Diğer bütün köylerde okul vardı ve buradaki öğretmenlerin % 90'ı da Posoşu ve Cilavuz Köy Enstitüsü mezunu idiler. Bunu da, o yıllarda Cilvana (Bugün Binbaşı Eminbey) bucağında bulunan Baş Muallim İsmail Efendi'ye borçlu idiler. O yetiştirdiği birçok kız ve erkek öğrenciyi Cilavuz Köy Enstitüstine yetiştirip göndermişti. Zaten az toprakları olan ilçe halkı ondan sonra uyanmış ve okumayı birinci amaç olarak seçmişlerdi. Çoğu astsubay, öğretmen, sağlıkçı gibi kısa yoldan insanı meslek sahibi eden yolları seçmişlerdi. Dayım rahmetli jandarma Astsubaylığını seşmişti. Ben öğretmen olmuştum. Dayımın oğulları ise subay oldular. Şimdi biri kurmay albay, diğeri ise yarbay. Teyzemin oğulları, babaları biraz daha varlıklı olduğu için büyükleri Cemil Bulut Orman Yüksek Mühendisi olmuştu. Bölge Müdürlüğüne kadar yükseldikten sonra emekli oldu. Küçüğü ise, Kaymakam ve Vali oldu. Cengiz Bulut. Başarılı bir valiliği oldu. Bunun gibi bir çok insan bu ilk köyenstitülerinin verdiği okuma motivasyonu ile okudular. Posof'ta bazı köylere iki metre kar yağar. İstanbul'dan giden bir kız veya delikanlı o iklimde öğretmenlik yapar mı? Zaten yapamıyorlardı. Bir veya iki yıl sonra kaçıp gidiyorlardı. Bugün Posof'ta 45 köyde öğretmen yok. Neden yok biliyor musunuz? Hayır sizler nerden bileceksiniz ki. Çünkü köyler boşalmış! İnsan yok ki, öğretmen de olsun. Benim köyüm Sarıdarı, ben öğretmen olduğum yıllarda 85 hanelik bir köydü. Okulu vardı ve üç öğretmen görev yapıyordu. Bugün o köyde sadece beş hane kalmış. Okul var öğrenci az olduğu için öğretmen yok. Nere gitti bu insanlar? Onu da kısaca anlatayım. Köylerde toprak reformu olmayınca, bölüne bölüne tarlalar çok küçülünce, bu kerre çiftçilik karın doyurmadı. Köyün halkı yurt dışına gittiler. Daha da geri dönmediler. Bazıları Bursa İnegöl'e, bazıları Bursa'ya, İzmit'e yerleştiler. Bazıları ise Almanya, Belçika, Hollanda, Fransa, İngiltere ve Danimarka’da kaldılar. Bugün bu durumda Türkiye'de ki köylerin % 30’u boştur. Bu kadar arazi boş ve tarımsal üretim yapılmıyor, hayvancılık yetiştirilmiyor. Eğer, DP Köy Enstitülerini kapatmasaydı, amaçlarına uygun öğretmen, sağlıkçı, ebe, tarımcı ve reformları gerçekleştirecek kadastro elamanlarını yetiştirseydi, bu göçler yaşanmayacak, canlanmaya başlayan köyler yeniden ölüme terk edilmiyeceklerdi. Benim yazdıklarıma inanmıyanlar gidip köylerimizi gezip görebilirler.

Bu gerçek sadece doğuda değil, batıda da durum pek farklı değil. Sadece bizim Söke'de 2000-2007 arasında köylerden 25 bin nüfus göçmüş. Nereye gitti ve neden gitti? Lütfen araştırın bakın. Yalan mı, gerçek mi? Göçme nedeni sadece ekonomik yetersizliktir.

Benim babam da bir DP’li olmasına rağmen tekrar ediyorum. Yapay bir demokrasinin ülkeye armağanı olan DP, Atatürk'ün köylüye armağanı olan Köy Enstitülerini, İnönü’nün varlığına karşın yok etmeye karar verip kapatmasaydı ve halkın yüzde seksenine tanınan bu hakkı ellerinden almasa, Enstitüleri tarihe gömmese idi, ülkemiz bugünkü hale gelmeyecekti.

DEĞERLENDİRME

Bu özgün kurumlar, amaçları doğruıtusunda yaşatılsalardı şu olumsuzluklar belki bugün olmayacaktı. Şimdi kısaca bunları özetleyelim:

1) Tüm ülkenin insanları, eli,kolu, kafası birlikte çalışan, tekniğe, makineye bakmasını,kullanmasını bilen,güzel sanatlardan anlayan zevk alan sağlıklı yurttaşlar yetiştiren bir eğitimden geçmiş olacaktı. Böylesine eğitim görmüş bir toplumda, depremlerde tüm yapılar yıkılmayacak, trafik kazaları başını alıp gitmeyecekti. Fabrikalarda çürük mallar üretilmeyecek ti. Yeşillerin, ormanların kökü kazılmayacak, cayır cayır yakılmayacaktı.

2) Geri getirilen ezberci eğitim, enstitülerin demokratik yapısını ve oradaki havayı, çevredeki insan ilişkilerini de bozdu. Öğretmen ve öğrencinin birlikte çalışması, birlikte iş ve ders yapması yerine, öğretmen merkezli tutumun geri gelmesi ile öğrenci yeniden piyon durumuna geçti. Bunların yanında yeme, içme, birlikte çalışma, dinlenme, eğlenme gibi alışkanlıklar bozulmuş, çevresel ilişkiler kısıtlanmış, köylülerin, öğrenci ana-babalarının, değil enstitüde yatılı kalabilmeleri, saatle kalmaları bile sorun olmuştu. Öğrencilerin kitleler halinde sınıfta birakılması, tüm değerlendirmelerin yalınızca yazılı kağıdına göre yapılması ve ezberci eğitim sınavına geçilmesi, daha Sirer döneminde başlamıştı. Atanan yeni öğretmenlerin eline verilen not defterleri öğrenciye kıymak için kullandırılıyordu. Bu da öğrencileri yapıcılıktan ve verimlilikten uzaklaştırıyor. Zaten amaçta buydu.

*** Devam edecek)

Önceki ve Sonraki Yazılar