ABDULLAH ZİYA KABAK

ABDULLAH ZİYA KABAK

Bizim Kahvehane


Zühtü Bey ile Hoca, kahvehanede buluşmak için akşamdan sözleştiler. Zühtü Bey erken gelmişti kahvehaneye. Genç garsonun verdiği çayı içerken, Hoca-Telgrafçı ve Bıyıksız içeriye girdiler. Başlama sohbetine girildi. O esnada Yılmaz Bey geldi. Masada gümüş saçlı adam eksikti. Bu hafta oturumu telgrafçı açtı. İlk sözü hocaya verdi. Hoca, niçin önce ben der gibi kafasını salladı. Üstelik üzerinde bir durgunluğu vardı.

- “Arkadaşlar, mahallenin mağdur olduğu bir konuyu burada tekrarlamak istiyorum. Buraya gelirken, mahalle içlerinde başıboş keçilerin dolaştığını gördüm. Yetişebildikleri ne tür yeşil bitki varsa yiyorlar. Keçilerden dolayı, avlu ve bahçelerde fidan kalmadı. Oysa Belediye, keçi barınağı yapmıştı. Ama keçiler, her zaman olduğu gibi gene bildiklerinden şaşmıyorlar. Belediye başkanına sormak istiyorum. Burası köy mü, yoksa bir ilçe mi anlayamadım doğrusu?” dedi.

Telgrafçı, konuyu yeni imzalanan Ermeni konusuna getirdi. Cevabını da kendisi yorumladı.

- “Arkadaşlar, Ermeni Devleti ile atılan imza, Türkiye için iyi olmadı. Çünkü Ermeni Devleti ile bozulan aramızı yeniden yapılanmak isteniliyor. Ama unutulan bir husus vardır. O husus da Azerbaycan devletidir. Bir tarafta özbe öz Türk Soydaş Devleti, diğer tarafta tarih boyunca Türk Devleti ile uğraşan Ermeni Devleti. Üstelik her fırsatta, soykırım felsefesi ile Türkiye Devletini dize getirme sevdası taşımaktadır. Bilindiği üzere son günlerde, Ermeni ve Kürt açılımı ile yatıp kalkıyoruz. Yetkili zatların ifadelerine bakılırsa,  açılımlara sivil toplum başkanları destek verdiklerini söylüyorlar. Ama vatandaşlara soran yok. Sivil toplum başkanları kendi namına destekleyebilirler. Kimse buna söyleyecek bir sözü olamaz. Toplumun fikrini öğrenmek isteniliyorsa, referanduma gidilmelidir”. dedi.

Telgrafçı, kendi yorumundan sonra sözü bıyıksıza verdi. Bıyıksız:

- “Arkadaşlar, siyasetçilerimiz üniversiteye gittiklerinde, nedense talebeler birbirlerini giriyorlar. Bu görüntü, oniki eylül öncesine anımsatıyor. Siyasetçiler, bu konuya çok dikkat etmelidirler. Talebelerin yüzde sekseni, olmakla-olmamak, açlıkla-tokluk arasında sıkışıp kalmışlardır. Ne çare ki hükümet, bu durumları bilmiyor. Gençler, ebeveynlerinin kendileri için verdikleri yaşam savaşı bildikleri için isyankâr durumdalar” diyorum.

Telgrafçı, sözü Yılmaz Bey'e verdi. Yılmaz Bey, bu konularda yorum yapmak istemediğini söyleyince, son konuşmacı olarak sözü Zühtü Bey'e verdi. Zühtü Bey:

- “Arkadaşlar, demokrasiden söz edip duruyoruz. Ne yalan söyleyeyim ki ben bu tür demokrasilere inanmıyorum. Nedenine gelince. Bir parti seçime giriyor ve birinci olarak kazanıyor. O partinin genel başkanı, seçimi kazanmasından dolayı yasalara göre ülkenin başbakanı oluyor. O başbakan, belirli zaman içersinde, başbakan olmasına rağmen, partisinin başına genel başkan seçiliyor. Seçimlerde de ülkenin başbakan olarak, genel başkanı olduğu partisinin propagandasını yapıyor. Onun bu davranışı, tarafsızlığını yetirmiş olmuyor mu? Oysa benim özlediğim başbakan, siyasi bir partiden seçilse de, seçimi kazandıktan sonra, partisinden istifa etmesi gerekir. Onun yerine yeniden parti genel başkanı seçilmesidir. O başbakan, genel ve yerel seçimlerde tarafsız olarak siyaset yapmasıdır. İkinci konu ise bazı bakanlıklardır. Adalet Bakanı, Milli Savunma Bakanı ve Milli Eğitim Bakanlıklarını kaldırılmalıdır. Bu bakanlıklar, siyasi partilerden olduğu müd-detçe, üzerlerindeki siyasi şaibe asla kalkmaz. Bu da benim özlediğim demokrasidir” dedi.

 Telgrafçı, haftaya buluşmak üzere basın toplantısı kapattı.

Önceki ve Sonraki Yazılar