BURSA NUTKU ve “CAFE-DİZİ-CHAT” ÜÇGENİ…

 

 

Biz bu mücadelenin gerisine düştük…

Öncelikle ve soğukkanlılıkla kabul edilmesi gereken gerçek bu…

Sonra… Oturup, çarelerini aramak gerek bu nahoş durumun.

Kafa patlatmak gerek; bilincimizi taramak gerek; eylem planları oluşturmak gerek…

Evet… Mücadelenin gerisine düştük.

Çünkü, hiçbir toplantımızda gençler yok!..

Siyaset konuşlan mahallerde gençler yok.

Çevre derneğinde gençler yok.

Atatürkçü Düşünce Derneği’nde gençler yok

Edebiyat toplantılarında, şiir dinletilerinde, sanat galerilerinde ve düşünce platformlarında gençler yine yok…

Oysa bir toplumun geleceğinin çizgisi, gençlerin yöneldiği alanlarda oluşur.

Gençler, hangi konulara yönelmişler ve hangi alanlarda varsalar, ülkenin geleceğinde eğlinen o konuların çözümleri ve bulunulan o alanların nitelikleri yer alır.

Gençler yoksa, gelecek de yoktur…

Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe yönelmesi ve Türk Devrimi’ni gençlere emanet etmesi, düşünsel bir soyutluktan ve idealist bir fanteziden doğmamıştır.

Tam tersine, gençleri öne çıkartarak, onları toplumun dinamosu haline getirilme, ileri görüşlü bir kurmaylık yeteneğinin ürünüdür.

Bir toplumun geleceği için gençler niçin önemlidir?..

Çünkü gençler henüz toplumun çıkar odakları ile ilişki içinde değildirler. Menfaat ilişkilerinin sarmalı içinde eğilip, bükülmemişlerdir…

Davranışları; ideallerle, yüksek düşüncelerle ve kendilerine verilmesi gereken “Milli Eğitim” hedefleri ile bezenmiştir…

İnsan ilişkileri henüz çıkar hesapları ile değil, yukarıda sıraladığımız değerlerin paylaşılmasından doğan ortak haz çemberinde oluşmaktadır.

Peki… Gençler; toplumsal çalışmanın, kitlesel örgütlenmenin ve bilinçlenme seferberliğinin içinde niçin [yeteri ölçüde] yoklar?..

Çünkü, 12 Eylül darbesinin hedefi buydu…

Çünkü, gençliği “cafe-dizi ve chat üçgeni”nde esir alan, gençlik enerjisini tribün “amigo”loğu çemberinde boşaltmayı amaçlayan emperyalist proje tutmuştur.

Ve meyvelerini [şimdilik] egemen güçlere sunmuştur.

Gençlik, ülke sorunlarının [bilinçli bir strateji ile] dışına çıkartılmış, kültürel, sosyal, toplumsal nitelikli ideallere gönül vermesi önlenmiştir.

O zaman işe başlanacak nokta bellidir…

Gençlik, tekrar Atatürk gençliği niteliğine ulaştırılacaktır.

Bursa Nutku’nun içeriğini, topluma mal edilmesinin nedenini ve bir genç olarak kendisine yüklediği sorumluluğun anlamını kavrayabilecek bir bilinç düzeyine getirilecektir.

Köşeyi dönücü  ideoloji yerine; toplumsal özveri, adalet, eşitlik, hakça paylaşım gibi insanlık idealleri tekrar eski görkemli tahtlarına oturtulacaktır.

“Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür…

 

        Ve bir orman gibi kardeşçesine.

 

Bu hasret bizim…” dizelerinin içinde yeşerdiği kültür zenginliği, gençliğin kanına tekrar zerk edilecektir.

Ben yanmasam,

          sen yanmasan,

                   biz yanmasak,

Nasıl  çıkar karanlıklar aydınlığa?..” dizelerindeki fedakarlık ruhu, gençliğin idealim ateşini tekrar tutuşturacaktır…

İşte o zaman bu ülkenin geleceğine güvenle bakabilme imkânımız olabilecektir.

Yoksa, “benden sonra tufan,” düşüncesi ile yola çıkan ve önüne geleni yakan, yıkan ve yağmalayan bir gençlik, toplumu ve ülkeyi ancak bir “tufan”a taşıyabilir…

O tufan ise, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sonudur.

İşte günümüzün yakıcı gerçeği budur!..

Önceki ve Sonraki Yazılar