HABER DOĞRU

Yazdığım fakülte haberi, gündemde bomba etkisi yarattı. Yerel kamuoyu haberin içeriğini tartışırken, İl Genel Meclisi Üyesi Kenan Özcan, “Böyle bir sorun yok!” gibisinden açıklamalar yapmaya başladı.

Sayın Özcan’ı sever, sayarım ama bazen gazetelerde çıkan haberleri mesele yapıyor. Bizim haberimiz doğru, bu yeni bir mesele de değil. YÖKBaşkanı Yusuf Ziya Özcan, Gerede’de yaptığı açıklamada, ilçelere fakülte açılması olasılığının çok düşük olduğunu söyledi. Onun için gazetemizde manşetten verdiğimiz bu haber, bu gerçeği doğrular niteliktedir.

AKPartililer sorunu çözmek istiyorlarsa, derhal Bakanlık ve YÖK düzeyinde temaslarını sürdürmeleri gerekir. Çünkü YÖK’ün ilçelere fakülte kurulmasına sıcak bakmadığını herkes biliyor. Belkide bu yıl fakültenin eğitim ve öğretime başlayamama nedeni buydu ama kamuoyundan gizlendi.

Her neyse, ortada çözüm bekleyen bir sorun var. Mademki, YÖK ilçelere fakülte kurulmasına sıcak bakmıyor, Sökeliler yapımı tamamlanan binaya fakülte kurulması için ellerinden gelen bütün gayreti göstermelidir. Aksi halde fakülte hayalimiz bir karabasana dönüşür.

SİYASET SERTLEŞTİ

12 Haziran seçimlerine yaklaşık 4,5 ay kaldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile CHPLideri Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki ağız dalaşı giderek sertleşiyor. Artık, “alçak”, “namert” gibi sözcükler gündemimizi biraz daha geriyor.

Çok şükür ki, Söke’de böyle restleşmeler yok. Aksi halde dar çevre böyle restleşmeleri kaldırmaz.

Kılıçdaroğlu da boş durur mu? AK Partiye çeşitli suçlamalar yöneltiyor. Tarikat ve cemaatlere: “Siyasetten eli nizi, ayağınızı çekin!” diye uyarıda bulunuyor.

Tarikat ehli kim? Cemaat kim? Bizler bu kişileri tanıyor muyuz?

Hayır...

O zaman bizim yöremizde, siyasette etkili olan cemaatler yok demek. Ancak geçtiğimiz akşam televizyonda izlediğim bir açık otorumda cemaat liderlerinin siyasetin tam ortasında yer aldıklarını gördüm ve besbelli ki, hemen hemen hepsi bilimsellikten uzak, hürafelere boğulmuş; “şeyh ne derse o olur!” anlayışı içinde siyasi yaşamımıza girivermişler. İstisnalar kaieyi bozmaz. Bunların bir çoğu şirketler, holdingler kurarak paranın patronu haline gelmiş ve siyasallaşmışlardır ama ne gariptir ki, hiç bir siyasi partiye üye olmazlar. Yani kim güçlüyse onu desteklerler ve elde ettikleri özgürlükler yetmiyormuş gibi; daha çok özgür olmak ve tekke-zaviyelerin yeniden açılmalarını istemektedirler.

Yalnız şeyhine inanan, yalnız şeyhinin dediğini yapan bir inancın neresi doğru? Sizler hiç Irak savaşında ölen müslümanlar için Amerika’ya tepki gösteren bir cemaat üyesi gördünüz mü? veya Türkiye’de kurulması kararlaştırılan füze kalkanına karşı çıkan bir tarikat ehli var mı?

Sadece “Sadaka kültürünü ön plana çıkararak müslümanlık olmaz”

Sözün kısası; tarikatların ve cemaat üyelerinin söylemleri çok güzel, ancak sosyal yaşamla ilgili hiçbir eylemleri yok. İslam ülkeleri emperyalistler tarafından talan ediliyor, sömürülüyor ama hiçbir tarikat ehli ağzını bile açmıyor. Çünkü onlar günümüzdeki adı Neo Liberal olanlarla dirsek temasında.

Ahlaki değerleri geliştirip hayata sokmak İslamiyettir ama ben müslümanım diyenler bunun tam tersini yapıyor.

AKÇAŞEHİR KALINTILARI

Büyük Menders Havzası 7000 yıldır tarihe tanıklık yapan bir bölgedir. Aydın Beyliği, Osmanlı idaresine geçtikten sonra bölgede üretim artmış ve yeni yerleşim birimleri kurulmuştur. Günümüzde tek kışla adıyla anılan bölgede ilk önceleri pazaryeri ve Akçaşehir adını alan bir köy kurulmuş. Köyün önünden geçen Büyük Mendes’te ise; Ba lat’a gidip-gelen kayıklar çalışırmış. Pazar yerinde toplanan çeşitli tarım ürünleri nehir yoluyla Balat Limanı’na gönderilirmiş. İşte Söke, ilk kez bu bölgede kurulmuştur. 1473 -77 yıllarına ait mufassal defterde o tarihte Akçaşehir nüfusu 61 hane, 16 mücerretten oluşmaktadır. Ancak 1512 yılı mufassal tahrirdeki bilgide ise; nüfusta nispeten bir azalma meydana gelmiş ve Akçaşehir nüfusu 47 hane, 7 mücerret ve 3 muafa düşmüştür. Bunu izleyen yıllarda Akçaşehir nüfusu sürekli düşmüş. Nüfus azalışının tek nedeni, Büyük Menderes Nehri’nin sık-sık yatağından taşarak Akçaşehir’i sular altında bırakmasıdır. Bu nedenle pazar yeri Söke’ye taşınmıştır. Fakat bölgede yapılan araştırmalara bakıldığında Akçaşehir bir darphane ve 70 civarındaki toprak evle Söke’nin bir mahallesi olarak varlığını uzun yıllar sürdürmüştür.

Bundan 5-6 yıl önce darphane bölgesinde bulunan 1000 civarında altın sikke dikkatleri bir kez daha bölgenin üzerine çekmiştir. Altınlar nasıl oluyor da 500-600 yıl bu bölgede toprak altında duruyordu. Altın para basan darphaneyi oluşturan binaya ait mermer sütunların yer-yer toprak üstüne çıktıkları açıkça gözleniyor. Bölgeye ait sütun ve diğer mermer parçalarının yakın bahçelerin kuyu başlarını süsledikleri bilinen bir gerçek.

Akçaşehir’i yerle bir eden deprem veya sellerin hangi tarihlerde meydana geldiği kesin olarak bilinmiyor ama şu bir gerçektir ki, tarihte buna tanıktır. 600 yıl önce veya daha önceki yıllarda burada bir köy vardı ve Söke ilk kez burada kuruldu. Şimdi o yer bomboş ve sağı solu bahçe lerle çevrilmiş ama bu şehrin kalıntıları toprağın yüzüne çok yakın. Hatta mermer sütunlar yer yer toprağın üstüne çıkmış. Sözün kısası orada bir tarih yatıyor ama ne yazık ki oralı olan yok. Hiç olmazsa buradan çıkarılacak mermer sütunlar Fatma Suat Orhon Müzesi’ne taşınırsa Akçaşehir’in tarihi varlığı korunmuş olur.

İlgilileri uyarıyoruz...

Önceki ve Sonraki Yazılar