TERÖR GELİYORUM DEDİ

Bundan önceki bir makalemde (Yumuşak lokma olduk) ülkemizi işgal etmek, insanımızı esir ve köle yapmak isteyen (bu gün Irak’ta olduğu gibi) Batılı emperyalist devletlerin “Hayim Naum doktrini” adında bir projeyi, üzerimizde nasıl acımasızca uygulamakta olduklarını ifade etmiştim. Bu doktrini bir kere daha hatırlayacak olursak, ülkemizde uygulanmasına çalışılacak esaslar şu şekilde sıralanmaktaydı;

- Millet işsiz bırakılmalıdır.

- İnsanları açlığa mahkûm edilmelidir.

- İç ve dış borca esir edilmelidir.

- İnancından ve dininden ayrılmalıdır.

- Ülke sosyal ve fiziki açıdan bölünmeye götürülmelidir.

- Bölümler birbirleriyle savaştırılmalıdır.

- Böylece yumuşak lokma haline getirilmelidir. (İsrail’in yutabilmesi için)

Bu maddelerin bu gün aynen uygulandığını, ülkemizin ve insanımızın geldiği son

nokta ile açıkça görmekteyiz.

Konumuz terör olduğu için biz bu maddelerden sadece; “Ülke sosyal ve fiziki açıdan bölünmeye götürülmelidir” kısmına temas etmeye çalışacağız.

BİR ANI VE ÖNEMLİ BİR TESPİT

O günlerde Güneydoğu bölgemizde görevli bulunan DSİ Diyarbakır bölge müdürü Yüksek Mühendis Recai Kutan beyin (daha sonra Fazilet Partisi Genel Başkanı) yaşayarak şahit olduğu bir olayı dinleyelim.

 “Bölge müdürü olduğum yıllarda Mardin’in İdil kazasına gitmiştim. Burası suyu, yolu ve hiçbir şeyi olmayan bir kaza. Affınıza sığınıyorum, hayvanlarla, insanlar aynı göletten su içiyorlardı. Türkiye’nin bile memur gönderemediği bir yer. Baktım, bir takım “Bomboz” Batılı insanlar oralarda dolaşıyorlar. Biri kadın diğeri erkek iki kişi.

Bu kişinin kimler olduğunu öğrenmek istedim. Kaymakam’a sordum;

“Kaymakam bey, bunlar kimlerdir?” Kaymakam bey;

 “Amerikalılar” dedi. Amerika’dan gelmişler, Barış Gönüllüleriymiş(!) dedi.

Oysa ortada savaş falan yok. İnsanlar bin yıldır orada huzur, barış ve kardeşlik içinde yaşıyorlar. Savaş olmayan yerde barış gönüllülerinin ne işi var? Bu cevap karşısında merakım iyice arttı.

Kaymakam’a; “Bunlar ne yapıyorlar burada?” diye ikinci sorumu sordum.

Erkek olanı mezra mezra dolaşıp köylülere, sözde tarım teknikleri öğretiyormuş. Kadın olanı da İngilizce hocası imiş.

Barış Gönüllüleri projesi, Kennedy döneminde hazırlanmış ve uygulamaya konmuştu. Türkiye’nin ABD ile 1962 yılında yaptığı ikili anlaşma sebebiyle, 1962 – 1972 yılları arasında (Demirel Hükümeti dönemleri) 10 yılda Türkiye’ye 1585 Barış Gönüllüsü gönderilmiş.

 “Meslekleri çoğunlukla antropolog, dil bilimci ve tarihçi olan bu Batılı gönüllüler, 27 ay süreyle ülkemizde “barış gönüllüleri” adıyla görev yap maktalarmış.

Sonradan yazılan kitaplar, yapılan araştırmalar ve bazı barış gönüllülerinin itirafları, bunların aslında ne yaptıklarını net bir şekilde ortaya koydu. Bunlar o bölgenin tabiri caizse, sosyal haritasını çıkardılar. Bölgedeki hassasiyetleri, etnik ve mezhep ihtilaflarını, anlaşmazlıkları tek tek tespit ederek raporladılar”

Bu raporlar uygulamaya konulunca da artık hangi üstü kapanmış yaralar tekrar kaşınarak üstlerinin açıldığını, insanlarımız arasına fitne ve fesat tohumları saçılarak nelerle karşılaştığımızı söylemeye lüzum yok sanırım.

ÜLKEMİZDE YAŞANANLAR

Bizim burada sormak istediğimiz soru, Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan insanların nasıl olup da teröre bulaştırılmak istenmesidir.

Çünkü bir bölgede hoşnutsuzluk ortamı oluşturulmadan, bir ötelenme, aşağılanma, hakaret ve hatta işkence ortamı sağlanmadan bölgede terör çıkarılamayacağı kesindir.

Bin yıldır, aynı vatanda yaşayan diğer ırkları ve insanları kardeş bilen, vatan müdafaasında bir bütün olarak onlarla omuz omuza savaşan, göğsünü düşmana karşı siper eden, evlatlarını bu uğurda severek feda eden insanlar, şimdi nasıl oluyor da (bir kısım aldatılmışlarda olsa) aynı vatanda yaşayan diğer insanlara karşı terör metodunu uygulayabiliyorlar?

İşte üzerinde durulması gereken önemli nokta burasıdır.

Doğuda ve Güneydoğuda yaşayan insanlarımız kendilerini tarif ederlerken ne diyorlar? Biz, Müslüman’ız ama Kürdüz diyorlar, değil mi? Bırakalım onlar da bu söylemleriyle aramızda yaşasınlar. Aramızda ki ortak paydanın İslam olması, onların bu ülkede yaşayan diğer insanlarla kardeş olmalarının en büyük garantisidir.

Ve işte uzun yıllar bu ortak payda ile birbirine kenetlenmiş bir topluluk oluşturulmuş, Kürt, Türk, Çerkez, Laz, Abaza gibi bütün ırklar bir kardeşlik ortamında yaşamışlardır.

Ama ülkemizde yıllarca İslam kötülenir, İslami öğrenimler yasaklanır, başörtüsü denir, sakal denir, çarşaf denir Müslüman hor ve hakir görülürse, Kürdüm diyen insanlar aşağılanır, bir takım ötekileşmeler yapılırsa bu hareketlerle memnunsuzluk ortamının hazırlanmasına en büyük katkı sağlanmıştır.

MSP Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, 1979 yılında yaptığı TBMM konuşmasında; “Güneydoğu’da gece evinden çıkartılan ve karlar üzerine yüzün koyu yatırılıp saatlerce bekletilen insanlar…” derken ve hakkında dava açılıp cezalandırıldığı Bitlis konuşmasında işte bu gerçekleri dile getirmeye çalışmıştı. Ama o zaman ona kulaklar tıkanmış ve kendisine hapis cezası verilmişti.

Önceki ve Sonraki Yazılar