TÜRKİYE’YE NİFAK SOKTULAR

AKP İktidarının ülkeye yaptığı en büyük kötülük, kurumlarımızın ve insanlarımızın arasına nifak sokulmasına izin vermesidir, göz yummasıdır.

Halbuki bu zor coğrafya’da yaşamanın, var olmanın en önemli şartı birlik ve bütünlüktür. Bunu sağlamak ise iktidarın öncelikli görevleri arasındadır. Eğer, iktidar bu görevini yapamı yorsa, ya onun iyi niyetinden şüphe edilir, ya da o iktidarın “hükümet etme” yeteneği kalmamış  demektir.

Türkiye’mizde yaşayan 73 Milyon vatandaşımız arasındaki uçurum her gün artmaktadır ve süratle bölünmeye doğru gidilmektedir. Millet olmanın, bir arada yaşamanın asgari müşterekleri olan; vatan sevgisi, bayrak sevgisi, dil birliğimiz, inanç birliğimiz ciddi tehlike altındadır. Bu temel konularda farklı düşünenlerin sayısının her gün daha fazla artması, bölünme öncesi çatırdamanın ilk sesleridir.

Toplumumuzun, kurumlarımıza bakış açısında da çok farklılıklar oluşmuştur.

Türk Silahlı Kuvvetleri toplumumuzun büyük çoğunluğu tarafından güvenilirlik  sıralamasında, “en güvenilir kurum” olarak görünmektedir. Fakat özellikle AKP ve yandaş basın tarafından Türk Ordusu devamlı örselenmekte, komutanlar “darbeci” , “demokrasi düşmanı” olarak gösterilmektedir.

Üniversitelerimiz ise tarihimizin en suskun dönemini geçirmektedir. AKP’nin YÖK Başkanlığına atadığı kişi üniversitelerde terör estirmekte, gerek rektör gerekse dekan seçimlerinde demokratik gelenekler yerle bir edilmektedir.

En ciddi tahribat ise özellikle “Yargıda” yapılmakta ve AKP’ye bağlı bir yargı yaratılması için, yasa dışı, etik dışı her hareket korkusuzca yapılmaktadır. İnsanlar ne ile suçlandıklarını bilmeden aylarca, bazen iki yıla kadar tutuklu kalmaktadırlar. Türk Adli sisteminde ilk kez ucu açık davalar bu dönemde ortaya çıkmış, bu durumdan Yüksek Hakimler ve mahkeme başkanları dahi şikayetçi olmuşlardır.

Tarikatlar ve cemaatler, devletin hassas birimlerine özellikle Kamu Yönetimine, Adalet sistemine, Emniyet Teşkilatına, Sağlık sistemine girmişler ve girdikleri yerlerde tahribata devam etmektedirler.

Devletin denetim gücü, insanlar üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılmakta, Anayasa tarafından garanti altına alınan temel hak ve özgürlüklerden bazıları bi lerek ve isteyerek ihlal edilmektedir. Kim aksini iddia ederse etsin, biz vatandaşlarımızdan birebir dinlediklerimizi birkaç kanaldan soruşturarak edindiğimiz kanaata göre doğruları ya zabiliyoruz.

Bugün İş alemi “vergi denetim” silahı ile korkutulup sindirilmiş durumdadır. İngiliz vatandaşı olan Maliye Bakanı olayların farkında bile değildir. Her bakanlığı, kendi adamlarından seçerek atadığı müsteşar ve danışmanlarla bizzat Tayyip Bey yönetmektedir. Aynı facialar, Adalet Bakanlığında ve İçişleri Bakanlığında yaşanmakta ve tarafımızdan tek tek belgelenmektedir. Yetkilerinin usulsüz olarak kullanılmasına, kırmızı plaka için göz yuman bakanlar şunu çok iyi bilmelidirler ki, yarın Yüce Divana kendileri gideceklerdir, müsteşar veya danışmanlar değil.

Yurt dışından bir ekip getirtseniz ve Türkiye’yi zora sokacak, içini karıştıracak, kardeşi kardeşe düşman edecek uygulamaları yap deseniz, ancak Türkiye’ye bu kadar zarar verebilirlerdi.

AKP’nin kötü yönetiminin iki temel sebebi var;

Birincisi: Cahillik, görgü eksikliği, bilgisizlik, aç        gözlülük, olgunlaşmamış kişilikler ve içlerindeki devlet adamı eksikliği.

İkincisi: AKP içindeki bir kısım yöneticilerin, Türkiye’yi  “dar-ül harp”  olarak görmeleri ve kafalarındaki “İslam Cumhuriyetine” gidebilmek için her türlü kötülüğü mubah saymalarıdır.

Bu iki sebep, vücuda yapışmış kökleri derinlere giden tehlikeli çıbanlardır. Bu çıbanlar vücutta durduğu her gün daha da büyüyecekler, aynı oranda  vücut zayıf düşmeye devam edecektir. Fakat bu çıbanları sertçe, kopararak çıkartmaya çalışırsanız yine vücuda zarar ve rilecek ve çıbanların kökleri vücutta kalacaktır.

Bunları yok etmenin yolu, hür, eşit, adil bir ortamda yapılacak demokratik bir seçimdir. Bu ortaçağ kalıntısı çıbanların tek panzehiri demokratik rejimdir, açıklıktır, aydınlıktır, Atatürk’ün yoludur. Bu parlak ışığı, bu ortaçağ çıbanlarına tuttuğunuzda, inanın bunlar yok olup gideceklerdir, tıpkı yarasaların ışıkta yaşayamadıkları gibi…

Umarım artık herkes “bir oy’un” önemini, “oy kullanmanın” şart olduğunu iyice anlamıştır. Özellikle son seçimde sandığa gitmeyen 10 Milyon kişi. Oy kullanmayanların çocukları bu ülkede yaşamayacak mı? Bu ülkenin geleceği onları ilgilendirmiyor mu?

İnşallah siyasi partilerimiz de başımızdaki belaların büyüklüğünü anlarlar ve ona göre davranırlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar