YEREL YÖNETİMLER VE SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNİN DİKKATİNE

 

 

Bir kurumun ve yerel yönetimlerin başkanları ne kadar kusursuz olursa olsunlar yanlarında çalışan elemanlar candan ve samimi değillerse, onların bilerek veya bilmeyerek yaptıkları hatalar başkanlarını müşkül durumda bırakmış olurlar. Zira halk yerel yönetimlerin memur ve yardımcılarını tanımaz. Yalnız başkanlarını tanır o nedenle vebal ve günah başkanların omuzlarındadır. 

1960 yılından evvel yaşadığım günleri hatırlıyorum. 1955 Ekim ayından 3 Temmuz 1960'a kadar 4,5 yıllık belediye başkanlığım döneminde sabah 07.00 de kalkar, belediyenin jeepi ile bütün mahalleleri dolaşıp, elektrik idaresinin ve fen dairesinin icraatlarını yakinen takip ettiğim halde bazı sokak sakinleri, belediye başkanı bizim sokağa hiç uğramıyor, kusurları görmüyor diyerek meclis azalarına ve muhalefet mensuplarına şikayet ederlerdi. 

Yine aynı dönemde lokanta personeli beyaz önlük ve beyaz takke giymediği zamanlar ve noksan gramajlı ekmek çıkaran fırınlar takip edilmese ve yine cami önlerinde dilenciler toplanmasa zabıtanın ihmalinin sorumlusu da bendim. 

Hiç unutmuyorum, Şevket isminde Aksekili bir zabıta memurumuz vardı. Dilencileri elinden tutarak getiremediği anlarda sırtında taşıyarak belediye önüne getirirdi. Bu manzara belediye için uygun bir davranış değildi. İşte bunun sorumlusu da bendim.

Yine aynı memur, milli korunma kanunu gibi dükkân kapattıran ve ocak söndüren bu kanunun neticesini takdir edemeyen zabıta memuru, bir Çarşamba günü pazara gelen esnaflar hakkında ihtikar suçu ile 450 zabıt tutarak, savcı karşısında beni ve zabıta amirimiz Aziz Saraç'ı çok zor bir durumda bırakmıştır. 

Bütün elektrik şebekesini değiştirip, her mahalleye birkaç trafo monte etmemize ve baraj cereyanını Söke'ye getirdiğimiz halde elektrikler 15 dakika kesilse çok kıymetli iki mühendisime rağmen yine bütün suç benim oluyordu. 

Bütün bu olumsuzluklara rağmen bir makine mühendisi ile bir elektrik mühendisi ve zabıta amiri Aziz Saraç ile muhasebe müdürü ve yardımcılarla, fen dairesi mühendis ve elemanlarının şahsıma candan bağlı olmalarına rağmen yeni yapılanma devresine giren Söke'de küçük de olsa sorunların devam etmesi halinde halk belediye denince yalnız belediye başkanını tanıyordu. 

Benim devremde başkan yardımcıları yoktu. Bütün işleri daire müdürleriyle yürütüyordum. İlk belediye başkan yardımcısı Ömer Koyuncu zamanında şahsen yaptığım tavsiyelerle Metin Çelikez başkan yardımcısı olmuştu ve rahmetlinin vefatından sonra da Metin Çelikez belediye başkanı olmuştu. 

2009 Mart ayındaki belediye seçimlerinden sonra sevdiğim ve takdir ettiğim başkanın eğer yanlış bilmiyorsam üç yardımcısı var. Bu nedenle şehrin ve şahısların sorunları hakkında çok rahat bir durumda olması gerekirken, çok basit sorunları da çözümsüz bıraktıklarını görüyorum. 

Eşim Gülseren Karakaş'ın Ağaçlı yolu üzerindeki zeytinliğe Zararsızlar fırını arkasından gelen sel sularını bir rögarla asfalt altına döşenen büzler vasıtasıyla bahçe içine akıtılması ve 52 adet zeytin fidanı ile yetişmiş zeytin ağaçlarının kurumasına sebep olduğu, yine 2 yıl evvel bahçemiz üzerinden Söke'ye gelen ana su borusunun patlamasıyla orman yolunun 20 m genişliğindeki bir bölümünü tahminen 4-5 kamyon kadar taş ve toprakları bahçemizin içine sürüklemesi, 30 yıllık 17 adet zeytin ağacını köklemesi ve zeytinliğimizi işlenemez hale getirilmesi ve 25 m uzunlukta 4 m yükseklikte bir istinat duvarı yaparak ağaçlarla beraber 2 yıl evvel 22.000,00 TL zarara duçar kaldığımızı, su işleri sorumlusu Ali Ata ile başkan yardımcısı Enver Helvacı çok iyi biliyorlar. 

Zararsızlar Fırını arkasından gelen sel suları ile fırın önünde kullandıkları çeşmenin sularının başka bir şahsa ait bahçeye akıtılması ve zarar iras etmesinin başkan yardımcılarının bilmesi gerekirdi. 

Bu zararlarımızdan dolayı takdir ettiğim belediye başkanımıza noterden ihtamame çekerek mahkemeye verebileceğim aklımın kenarından dahi geçmezdi. Zaman ve zemine göre her şey olabiliyormuş ve işte ben bu neticenin bu hale gelmesine çok üzülüyorum. 

Bu olay beni 1959 yılında tanıştığım ve onuruna İzzet'in restoranında yemek verdiğim Başbakan Adnan Menderes'in özel kalemi Arif Özgen'i hatırlattı. O gün Adnan Menderes hakkında sitayişle bahseden onun bir karıncayı dahi incitmek istemediğimden bahsederek insancıl ve cana yakın bir başbakan olduğundan bahseden eski özel kalem müdürü Arif Özgen, Yassıada davalarında Adnan Menderes'in aleyhinde şahitlik yapmıştır. Sevgi ve samimiyet ve vefa duygusu kalplerdedir. Ne mutludur ki bu duygulara muhatap olabilene. 


Önceki ve Sonraki Yazılar