Kendine Mektup Yazan Adam

Kendine Mektup Yazan Adam

Kendine Mektup Yazan Adam

OYHAN HASAN BILDIRKİ
Deniz kuduracak. Şimdi sessiz, sakin. Hiçbir noktasında da, bir zerrecik bile olsa, dalgadan eser yok. Limanda iki büyük gemi. Kıyıda kayIklar, takalar bağlI. MartIlar susmuş, güvercinler tünekte. Hava durgun, kapalI. Ufukta, çok ötelerde, denizin çizgileşip bittiği yerde, kImIldayan bir karaltI. YaklaştIkça, biçimden biçime geçecek, yön değiştirecek, büyüyecek bir gemi. Sahildeki kafeteryalar boş. Birkaç masada üç beş kişi, denize dalmIşlar. Besbelli ki, deniz kuduracak.
Genç postacI dalgIn, isteksiz adImlarla yürüyor. Birden, sanki bir şey hatIrlamIş gibi durdu. SağIna soluna bakIndI. Tezgâhta dizili, cümle dillerden gazetelere takIldI. Cebini karIştIrdI. AçIk kapIdan içeri girdi, elinde gazeteyle çIktI. AdImlarInI sIklaştIrdI, işyerine gitti.
Sahilde, ağlarla uğraşan, elden geçiren, kurşununu, mantarInI, ipini, ipliğini didikleyen balIkçIlardan bazIlarI da, duman duman tütüyor. "Derya Gülü"nde demlenen iki kaptan, kim bilir hangi umudun şerefine, kadeh kaldIrIyor. "Gülcemal"in miçosu, güverteyi baştan uca geçtiği süpürgesine, elindeki hortumla su tutuyor. Arada bir de, şarkI mIdIr, türkü müdür, nedir anlaşIlmayan seslere soluyor.
Hava durgun, kapalI. Ötede, ufuk çizgisinde, denizin bittiği yerde, bir tutam güneş, IşIğa yüklenmek ister gibi beklemektedir. AnlaşIlan, hava açIlacak, durgunluğunu sIrtIndan çIkarIp atacak. MartIlar hâlâ suskun. İçlerinden bir teki bile, kIyIya paralel, denize pike yapmIyor. Güvercinler guruldamada.
Genç postacI, okuduğu gazetesindeki düşüncelerden, kabaran, sele dönen düşüncelerden sIyrIlamadI.
- "Hava raporu gibi!" diye gürledi. "Şehit edilen öğretmenleri, her gün bir başkalarI izliyor."
Önündeki zarflara uzandI. OnlarI, parmaklarInIn şefkatli sIcaklIğIna bIraktI. İçlerinden birinin üzerindeki pulu, tabiî bir hareketle, bakmadan mühürledi.
- "İmkânlarIn el verdiği ölçüde, yüzde kIrklIk bir zam yapIlacakmIş maaşlara bu sene. Yüzde kIrk! Gel de baş göz ol, yuva kur, bakalIm! Zaten aldIğImIz ne ki? Ya verdikleri? Çok tuhaflar da. Ne umduruyor, ne bulduruyorlar! Beride, bir bildikleri var sanki: KanlarI yerde kalmayacak!.."
Nedense, umursamadan mühürlediği bu zarfI, diğerleri gibi kaldIrIp atamadI da gönderi sepetine. Yükselen düşüncelerinden korkmuş olmalI, dudaklarInI sIkIca birbirine değdirdi, kilitledi. DIşarIda gürültü artIyor. Demek, şehir uyanIyor. Motor sesleri, çIğlIk çIğlIğa kornalar arasInda, "güzelim merhabalar", "canIm günaydInlar" çok ucuza gidiyor. Gemilerden biri, ağIr ağIr halatlarInI toplarken, kampanasIna bastI. Ufuktaki, çok ötelerdeki karaltI, seçilmeye başladI. Güvercinler kanada kalktI. Gökyüzünün en ucuna, sonsuz mavilikleri özlemişçesine, yükseldikçe yükseldiler. KaraltInIn yanI başInda, onun izinden süzülüp gelen, bir u-muttan öbürüne pike yapan martIlar.
MartIlar, daha çok martIlar!
Genç postacInIn kilitlenen dudak uçlarInda; "hIm!", "hIm!"lar çiçek açtI. BaşparmağInIn diğer parmaklarIna yardIm için yaptIğI baskIyla, sIkIca kavradIğI zarfa dikkat kesildi. Puldaki fötr şapkalI, boynu atkIlI, sIrtInda koyu siyah ceketi olan adamI, bir yerlerden tanIyordu ama çIkaramadI. Bu konuda zihnini fazlaca zorlamadI. Belli bir zamana kadar gidip geldiği okulda, ne öğrenmişti sanki, bina okumaktan başka? BIraktIlar, gidip gelme zorluğunu da, daha yaşamadI.
Üzülmedi mi? Sonradan, üzüldüğü günler çok oldu. Şimdi, bu sonucun ezikliğini yaşIyor, kendisiyle aynI yaşta, fakat diplomasI büyük olanlardan daha az maaş alIyordu.
Kendisine kIzmasInIn, öfkelenmesinin sebebini güzelleştirdi:
- Şimdiki kafam olsa, öğretmen olurdum! dedi. Kaderse, varsIn şehit olayIm! KanImI yerde bIrakmayacaklar ya!Gözlerini, iri iri açtI. ŞaşIrdI.
- Bu mektubun hem göndereni, hem alacak olanI, aynI adam be! Bu, ne biçim iştir? Biz, nasIl dalgaya düştük? Getirenin kim olduğunu da, bilmiyorum. Dur, bakayIm! Bir çocuk muydu, ne? VarIp peşine düşeyim. YanlIşlIğI, daha suyun başInda düzeltirsek, mektup, sahibine tez ulaşIr. Davran, aslanIm! dedi.
DIşarIda gürültüler, sayIsIz kornalar. Hareketli kaldIrImlar.
Kordonda denize bakan onca insan. Limana yanaşan yeni gemi. YanIp sönen güneş IşIklarI. AçIlmaya yüz tutan hava. Fakat, aralarInda mektubu getiren, postacIya bIrakan yok. Varsa bile, tanImak ne mümkün!
Sonsuz maviliklere doğru kanat çIrpan güvercinlerden biri, takla ata ata, çarşI meydanInIn tam ortasInda, kanada kalkan hemcinslerine katIlmak amacIyla olmalI, pike dalIşa geçti. MartIlar, martIlarI hIzla kovaladI. Umutlar tükendi. Umutlar yenilendi. O taklacI güvercin, aldanIşInIn hIncInI yaşadI. Kanada kalktI, tekrar havalandI. Donuk, bakIr hemcinslerini geride bIraktI.
Genç postacI çaresiz! Mektup, diğerleriyle bağlandI, torbalandI, yola çIktI.
Mektup, yola çIktI.
"Deniz kuduracak!" derken, patladI. Gri, ağIr bulutlar, leke leke güneş IşIklarInI gölgeledi. Gökyüzünde güvercin, kIyIda da martIlar kalmadI.
İnce yapIlI, uzun boylu, ak saçlI posta dağItIcIsI, omzunda oldukça ağIr çantasI, yola çIktI. Her gün, belli saatlerde aynI yerleri arşInlamanIn verdiği bilgiçlikle, döndüğü köşeleri, adImladIğI çukurlarI, bastIğI taşlarI, bütün incelikleriyle de tanIyordu. Kâh onlara kIzar, kâh onlarI severdi. Tek düze yürür, bazI kapIlarda zile basar, bazI kapIlarda da olanca gücüyle bağIrIrdI:
- Posta!
Bu sese, bazen kapIlar açIlIr, bazen de pencerelerden başlar uzanIr. Bu durum, dağItIcInIn hoşuna giderdi. Bu yolda, yIllarInI vermiş, üzmüş, sevindirmiş, müjdelemişti. SaçlarInI, değirmende değil, bu uğurda ağartmIştI.
AğarmIştI, ya? Kendisi bir türlü, gönlünce yaşayamamIştI. Şükretmesini biliyordu ama, bazI bazI, yalnIz şükür yetmiyordu. Evdeki eşi, gelinlik çağdaki kIzI, dur durak bilmiyor, çeyizdir çimendir derken, eldeki avuçtakini de kum gibi savuruyorlardI Maaş az, geçinmek zor.
- Selçuk Bey demişti, dedi ihtiyar dağItIcI. Bunlar artIrmazlar, artIramazlar! Millet, fedakârlIk istiyor. Onu da, bizim omzumuza bindiriyorlar. KIzIn düğününü ertele!
İhtiyar dağItIcInIn öyle yapmaktan başka çaresi yoktu. Ne yapIp edecek, köroğlu ile ayvazInIn ümitlenmelerini yavaşlatacaktI. Başka çaresi yok, bu işin! İhtiyar dağItIcI, sayIsIz açmazlarIn tam ortasIna düşmüş olmanIn sancIsInI yaşIyor. Boşa koyuyor, dolmuyor. Doludan alIyor, boşalmIyor. SancIlar dorukta, çaresiz uçuşuyor.
* Devam edecek...

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.