Milli Mücadele yıllarında Donduran Köyü

 

 

Köylülerin çoğu mücadele yıllarında çiftçilik ve hayvancılık ile meşguldür. İşgal nedir bilmezler. Ama acıyı tatmışlardır. Menderes Nehri’nin zaman içinde yer değiştirmesi nedeniyle tarlalarının bir kısmı, Atça’lıların Çomaklı Ova bölümünde kalmıştır. Dağlarında Yörükler yaşamaktadır. Hayvancılıkları yaygındır. Develeri, keçileri-koyunları olduğu gibi sığırları da vardır.

Bekir Ağa zengindir aynı zamanda o dönemin Osmanlı adına vergi toplayan birisidir. Donduran Köyü’nde dışarıdan gelen misafirleri ağırlayabilecek ölçüde konağı vardır. Yörük Ali Efe’ye, mücadele yıllarından önceki bir dönemde bir haber ulaştırılır. Bekir Ağa bir heybe dolusu vergi toplamıştır, diye. Bu haberin doğruluğunu öğrenmek için Yörük Ali Efe kızanlarıyla birlikte Bekir Ağa köşkünü basar.

Konakta yemekler yenilir, ayranlar içilir. Bir müddet sonra Yörük Ali Efe,

“… Bekir Ağa, para dolu heybe nerede ..” diye sertçe sorar. Aldığı yanıt güzeldir, düşündürücüdür. Bekir Ağa, oturduğu yerden eliyle odanın  köşesini işaret eder ;

“.. A ha orada Efe. Madran Dağı’ndaki  Yörüklerden toplanan vergidir onlar. Ama, tüyü bitmedik yetimin hakkı vardır üzerlerinde… ” der ve susar. Sonrasında Tevfik ve Hüseyin isimli evlatlarını göstererek,

“.. İşte sana iki kızan. Onları al götür. ”

Yörük Ali Efe düşünür, misafir olarak geldiği konakta Bekir Ağa’nın verdiği ders yeterli olmuştur. Ayağa kalkar, kızanları ile birlikte ayrılırken,

“.. Sırası geldiğinde ben onları yanıma çağıracağım ..” diyerek ayrılır konaktan.

Bu güzel anıları Donduran Köyü’nde Ali Fidan adındaki amcamızdan dinlemiştik.

Konuşmamıza başladığımızda 1328 tevellüt demişti yaşını. Elinde, yürürken dayandığı meşeden yapılmış asası vardı. Giyimi düzgün. Kravatta takmış boynuna. Kahveye hep böyle gelir gidermiş. Dişleri kalmamış ama gözleri rahat görüyor ve düzgünde anlatıyor. İşgal yıllarında Atça’da bulunan Yunan Taburu askerlerinin Donduran Köy altına kadar gelerek ovada otlamakta olan köylülerin inek ve danalarını alıp götürüşlerini anlatırken büyük heyecan duyuyor. Ali Fidan, sabahleyin götürüp bağlamış inek ve danasını çaktığı kazığa. Akşama doğru almaya gittiği sırada iki Yunan askeri ile birlikte yanlarında sivil kıyafetli birisinin de bulunduğunu görmüş ve hayvanların iplerini çözerek götürmek isteyişleri sırasında duyurabileceği şekilde küfrederek,

“… Ülen gahbenin cavuru o hayvanlar bizim. Hırsızlar… ” diyebilmiş koşarak yanlarına gitmek istemiş ama üzerine doğru ateş edilince geri dönüp kaçmış evlerine. Donduran Köylülerinin pek çok atları, sığırları Yunan askerlerince çalınmış o günlerde. Donduran köyünden Ali Kahyaoğlu’nun kayınpederi Hakkı Sağ, Ali Fidan’ın hem çocukluk hem de asker arkadaşı imiş. Muhtarımız ile birlikte Ali Kahyaoğlu evine gittiğimizde yaşanan tablo görülmeğe değerdi. Aynı köyde olmalarına rağmen 3-4 yıldır karşılaşmamışlar. Hakkı Sağ, kızının evinde yer minderi üzerinde oturuyordu. Ali Fidan hemen yanına sokuldu. Oturdukları yerde sarmaş dolaş oldular. Başladılar ağlamaya. Ali Fidan ,

“.. Üle akıdeş, hep evde mi oturup duruyon. Ara- sıra çıksana gaveye. Gelibolu’da beraber askerlik yaptığımız yılları anlatsak gavedekilere biyol…” dedi ama ağlamaktan arkasını getiremedi. Birkaç kez tekrar, tekrar kucaklaştılar. Sohbetlerinin arasına katıldım. Hele çocukluk yıllarınızdaki Donduran köyünü ve yaşananları anlatın dediğimde ;

Hakkı Sağ, titrek sesi ile,

“…Yörük  ile birlikte Malgaç  baskınına giden Halil Çavuş  benim amca oğlumdur. Baskında Yunan askerlerini öldürmüşler. Daha sonra Dalama taraşarına gittiler. Yunan askerlerini  çevirmeye. Aydın’dan bile kovmuşlar Yunan covurunu…”  Sinan Ahmet hakkında bildikleriniz var mı ? dediğim de ;

Ali Fidan, eliyle ağzını silerek,

“… Köydeki köpekleri silahı ile öldürdüğü için Bekir Bey çok kızarmış bu yaptığını. Meğer atış talimi yaparmış öylesine. Yörük Ali Efe’nin kızanı oldu sonrasında. Baskınlara gitti onunla. Sonraki zamanlarda ise İsabeyli ve Nazilli köprü başlarında silahlı bekçilik yapardı.  Yunan askerleri bu taraşara geçmesin diye. ..”

Hakkı Sağ, söze karışarak

“… Yörüğün yanında bulunan Koca Külah Ali benim dayım olur. Onun karısı Necibe beni bakıp büyütmüştü. Dayımım güzel bir beygiri vardı. Yunan askerleri onu otlak yerinden çalıp götürmüşler…” dedi. Merak ettiğim bir husus var sizlerden öğrenebilir miyim ? Yörük Ali Efe müfrezesi 17 kişi olarak Çine’den yola çıktılar. Dağları aşarak Mesutlu – Kozalaklı – Karahayıt – Dalama köylerinde dolaştılar da neden Donduran köyüne gelip buralarda oyalandılar. Sonrasında geri dönerek Yenipazar Gemisi ile Menderes Nehri’nden karşıya geçtiler ? dedim. Yanıtını Ali Fidan verdi.

“…  Yörük Ali Efe’nin güvendiği  adamdı Bekir Ağa. Konak büyüktü. Dağda otlatılan hayvanları boldu. Büyüklerimizden duyduğumuza göre dağda dolaşan Yörükler de Ali Efe’yi sahiplermiş. Bazen kıl çadırlarda onların yanlarında kalırlarmış kızanları ile birlikte. Donduran köylüleri güven vermiş önceden Yörük Ali Efe’ye. Çine’den bunca köy çiğneyerek gelmişler Donduran’a. Malgaç baskınına gitmeden önce köyümüzde kaldıkları süre içinde hepside Bekir Ağa Köşkü’nde kalmamışlar. Başka evlere de konuk olmuşlar. Dağdaki Yörüklerde keçi koyun çok. Her gün kesilip ikram edilmiş. Biz fakir olduğumuz halde bizim bile  iki keçimiz kesildi. Tavuklar yumurtalar gani. Ramazan olduğu için iftar- sahur yemekleri  yapılıyordu.

Yörük Ali Efe, Bekir Ağa’ya ,

- Hani iki evladını göstermiştin. İşte şimdi sırası. Veriyor musun? demiş. Bekir Ağa’da, Al götür. Demiş. 

İşte böyle. Donduran Köyü’nden milli mücadeleye katılanlar çok. Benim bildiğim hatırladıklarım Bekir Ağa’nın iki evladı olan Teyfik ve Hüseyin Beyler. Koç Ali’lerin Halil ( Akçay ) 1990 da öldü. Akbaş Mehmet, Erenlerin Durmuş, Kuraların Molla Mehmet, Hafız Ahmet, bir de cami hocası vardı. Efendi Hoca derdik… ”

Donduran köyünün 1328 tevellütlü bu iki ihtiyar delikanlısını dinledikten sonra, Alamut ile Baltaköy arasında köyler akla geliyor hemen. Efeler belli köylerde mi yetişir acaba diye ? Donduran ile Atça arasındaki yol, yaz –kış araçların rahatça işleyebileceği bir hale getirilirse Donduran Köyü’nün bu ulusal kahramanların torunları  ATÇA ÇOMAKLI  ŞEHİTLİĞİ önünden geçerken,  biraz dururlar ve  “…Dedelerimizin arkadaşları burada yatıyorlar…” diyerek birer fatiha okurlar değil mi ? Böylece Ulusal  Kurtuluş  Savaşımızın hangi koşullarda kazanıldığını, tarihimizi, Cumhuriyetimizi öğrenmiş aynı zamanda düşmanlarımızın kimler olduğunu bellemiş olurlar..

Önceki ve Sonraki Yazılar