UMUT

 

 

İnsanoğlunun varoluşundan bu yana gelecekle ilgili kaygılarının yanında, O’na yaşama sevinci veren ve yaşama sevinci aşılayan içsel bir dürtü. UMUT...

Yaşam denilen süreç içerisinde sorunlar yumağını çözmeye çalışırken, bazen karamsarlığa düştüğümüzde bunları çözebiliriz dediğimiz anlar.

İçimizdeki kıpırtılar.

İster toplumsal, ister bireysel olarak umudumuzu yitirmek, gelecekle ilgili çözümsüzlük, toplumsal ve bireysel olarak çöküntüler içerisine düşmemiz kaçınılmazdır.

Toplumlar ve bireyler yaşayan bir organizmadır. Çevrelerinde olan bitene ve yaşamını doğrudan etkileyen olaylara karşı duyarsız kalması düşünülemez. Bir de insanoğlunun biyolojik gereksinmelerinin yanında psikolojik bir varlık olduğunu unutmamak gerekir.

Birbirini etkiyerek toplumsal umutsuzluğa düşmek gibi bir olgu ile karşılaşıyoruz.

Bütün bunların yok edilerek, insanımıza yaşama sevinci aşılama görevi acaba kimlere düşmektedir?

Sorunların artmasına neden olanların doktorluğa soyunarak, yeniden umut yaratmaya çalışması mümkün müdür?

Demek ki toplumda hastalıklı bir hal doğmuştur. Bunu kabullenmişlerdir. Toplumun  hastalıklı duruma düşürülmesine sebep olmuşlardır. Bunu görebilmek bile az şey değildir.

Bir doktor için en önemli şey hastasını iyileştirerek ettiği yemine sadık kalmasıdır. Yaşadığı en acı şey ise hastasını kaybetmesidir. Böyle bir olay karşısında kendini başarısız görmesidir.

Umut aşılayabilmek için; “Bak biz toplumu 6 yıllık süreç içerisinde toplumda refahı ve gelecek ilgili kaygılardan kurtardık” diyebilmekten geçer. Böyle bir durum var mı?

Tam tersi. 

İşte  “Ülkemin doktoruyum” diyenin, diğer ülkelere göre karşılaştırmaları;

• Türkiye, milli gelirine oranla, içeri ve dışarıda dünyadaki en borçlu ülke.

• Enflasyonu en yüksek ülke.

• En fazla ithalat yapan ülke. Sonuçta ithalat cenneti olması, ulusal  sanayii giderek yok etmektedir. Bugün pek çok fabrikanın kapılarına kilit vurmasına sebep olmaktadır.

• İşsizliğin en yüksek olduğu ülke.

• Dünyada en yüksek faiz veren ülke.

• Dış ticaret ve cari açığı en yüksek olan ülke.

• Gelir dağılımı en bozuk ülke.

• Vergi adaleti bakımından dar gelirlinin en fazla ezildiği ülke.

• IMF ile dünyada pazarlığa oturmak zorunda olan 3 ülkeden biri.

Yukarıda belirttiğimiz nedenler ülkelerin çare bulmak zorunda olduğu hastalıklı hallerdir. Ülkelerinde çeşitli hastalıkları doğru teşhis edemeyen doktor, çözümler üretemediği için ya da çözmek istemediğinden hastalık sürekli hale gelir..

Doktorluğa soyunmuş olmak hastalığın düzeldiğine değil, arttığının ve komaya girdiğinin bir göstergesidir. Uyguladıkları tedavi yöntemleri ve uygulamaları hastayı tedavi etmekten çok komaya sokmuştur. Bu doktor hastasına umut değil, umutsuzluk aşılamaktadır.

***      

Toplumların umutsuzluğa kapılması gibi bir olgu yoktur. Toplumlar, en kötü şartlarda bile umutsuzluğu yenebilmişlerdir. Toplumu oluşturan bireyler böyle bir durum karşısında  davranışları değişmek zorundadır. Tepkilerini demokrasi kuralları içinde gösterirler.

Kötü gidişata dur demek zorundadırlar.

Bu davranış ise toplumlarda yeni umutların doğmasına neden olur. Umut yeşermeye başlar. Toplum kendi kendini tedavi etmeye başlar.

Neden bu duruma düştüğünü sorgular hale gelmesi bu işin ilk adımıdır.

Bunun için toplumlar farklı arayış içerisine girmeleri en doğru davranış biçimidir. Çare aramaya başlar.

İşte bunun çözümü de yapılacak olan seçimlerde tepkisini göstererek, yeni bir anlayışın ülke yönetimine gelmesini sağlar. Toplumsal baskıyı arttırarak, başarısız yönetimleri, ülke yönetiminden uzaklaştırır.  

Yeni bir yıla giriyoruz.

Umudumuzu kaybetmeden, karamsarlığa kapılmadan, yeni ufukların doğmasının bizim ellerimizde olduğunu farkında olarak, gerekli uyarı yapılmalıdır.

Hiçbir sorun çözümsüz değildir.

Yeni yılınız kutlu olsun. Saygılarımla. 

Önceki ve Sonraki Yazılar